"Arkana bakta düşün yeniden..
Gururumuzdu bizi deviren..
İçime dolan tüm korkuları
Denize bıraktım sahilden.."
Bitti
işte. Bir sıkıntılı dönem daha olacağına vardı, tıpkı diğerlerine
olacağı gibi. Kısır döngü hayatımız, her sabah her öğlen her akşam
yaptıklarımız, hatta bunları değişik kılma çabalarımız bile
monotonlaştı. Aynı gökyüzüne bakmak, aynı havayı solumak, aynı
yollardan geçerek gitmek okullarımıza, işlerimize.. Gelecek
kaygılarımız, içinde boğulduğumuz korkularımız..
***
Bir
hastane koridorlarında mı aklı başına gelir insanın? Ya da birşeyleri
fark etmesi için hep mi zor bir duruma düşmesi gerekir? Mesela sevdiği
kişinin aslında bir pislik olduğunu, yakın bildiği arkadaşının başının
modelini alıp sürekli çorap örme çabasında olduğunu, ya da yanıbaşından
geçen birşeylerin artık değişmesinin imkanı olmadığını.. Herşey
televizyonda izlediğimiz diziler gibi mutlu sonla bitmiyor işte! Her
hatadan dönülmüyor, her şeyin bedeli bu kadar kolay atlatılmıyor.
Hani
gözünün önünde kıvranan gerçekler vardır, "bariz." Aslında bilirsin,
ama görmezlikten gelirsin. Çünkü sende yara almışsındır o gerçekten,
bir daha ellemek istemezsin, yanına varamazsın korkudan. Setler
çekersin arana gerçekle, sonra kendi yarattığın tuğladan dünyana
kısılırsın.
Nedir bu gerçek? Evet, bir dahaki hatanda
çakılacağın, bir daha doğrulamayacağın gerçeği mesela. Ya da bugün
uykundan feda etmezsen yarına tüm gün mutsuz olacağın gerçeği.
Birşeyleri ifade etmez, içinde bırakırsan daha büyük bir şiddet ve
basınçla dışarı çıkacağı gerçeği.. Hergün aynaya bakarken arkadan bize
gülümseyen herşey kısaca..
***
Korkularımızın yanında
birde "keşkelerimiz" vardır. "Keşke" deriz, daha çalışkan bir öğrenci
olsaydım, bu sabah annemin kalbini kırmasaydım, biraz daha hızlı
davransaydımda otobüsü kaçırmasaydım, öyle demeseydim..
Farkında
mısın bilmem ama hayat sana bana çelme takmıyor, o çelmeleri biz
oluşturuyoruz! Keşkelerimize, korkularımıza, saplantılarımıza, jöle
kıvamındaki duygularımıza ve soğuk mantığımıza takılıyor, düşe kalka
yara bereyle donatıyoruz dizlerimizi, bileklerimizi. Sonra suç "hayata,
kadere" yükleniyor.. Bilmem hiç sordun mu aynaya bakıp, "ben naptım?"
diye. Ya da bu soruya gerçekten kendinde bir kusur bulabildin mi,
önemli kısmı orası ya..
***
Hani dönüşüm muhteşem oldu
denir ya, ben bu yazımada kimlerin bakacağını, kimin ne diyeceğini
şimdiden kestiriyorum. Bir iki kişi zahmet ederse okur, yorum yazar
sonra yine eskir konu, yine umursanmaz Semiramis. Ama beni
umursamayanlara bir cevabım olacak artık: Bende sizi umursamıyorum!
Böyle takılalım bi süre, ne siz bana laf çarpıtın ne ben size bulaşıyım.
Ve beni "gerçekten" sevenler için, "I'm back" =)
R.C