"Hayal etmek, bilmekten daha önemlidir." Einstein
Sitedeki yazıların tamamı "Nora de Roland" tarafından yazılıp tüm haklı saklıdır.

Enerjimi ve üretkenliğimi matematik yerine yazı yazmaya kullandığım o nadir günlerden. Kendi beyin hücrelerim çapımda bi program yaptım, cumartesi geçenki mat. sınavından 100 alan kızla çalışıp sınavdan 70li bişiler almayı bekliyorum.
Saçma ama mantıklı.
Tamam olmadı. Saçma ama umut verici. Saçma ama idare eder. En azından beni.

Bu sefer, uzun süredir kafamda bi kedinin oynaştığı yün yumağı gibi duran, ama bi türlü şişlere geçiremediğim o örgü şeysilerini örcem. [anladınız siz onu
benim okuyucum ne anlayacağını bilir
]
Gene eskilerden birşeyler katarak yazımı uzatıcam
Bu yazımda, annemin benim geleceğim hakkındaki kehanetlerinden bahsedicem :D [Kadın Nostradamus gibi anam, fb maçı öncesi mutlaka bi skor söyler, 7 tahminden 6sı tutmuştur :D ]
Şimdi olay sözün söylendiği olay gün.. Hava kapalı böyle, Hilal'in ağlamalarından hepimiz bıkmış, sinir hücrelerimiz zorlanır şekilde salonda oturuyoruz. Şu pop kek mi, dankek mi bi kek reklamı vardı. Hani Gazanfer Özcan oynuyodu, torunu vardı Savaş diye. O Savaş ne zaman ekrana çıksa, kuyruğu kapıya kısılmış köpek yavruları gibi bi ses çıkardı benden :D Çünkü çooooooooook sevimli [bence].
Neyse. Gene o reklam çıktı ben gene ses çıkardım, annem bana dönerek şu yüz ifadesiyle <_< şu olay, tarihe bronz harflerle kazıncak sözleri söyledi:
-Sen, dedi, hep böyle tiplerde viyaklıyosun ama ben sana söyleyim. Sen şimdi psikolog olcan ya. Kesin kel, entellektüel, ve şizofren olan bi hastanla evleneceksin.
Ben, kardeşim ve babam aynen şu şekil: 
İfade tam çıkmadı neyse :D Anlaşıldı zaten :D
Ya tamam belki içine doğduda bacım, niye belirtip sen hayatımı karartıyon şimdiden :D Gece rüyamda o 24'teki ilk sezonlarda başkan yardımcısı olan Skinner miydi neydi o adamla sevgiliyken görüyorum :| Of anneee :D

Şimdi TM'ciyiz ya, haftada 4 edebiyat, 4 dil anlatım. Beyin hücrelerim bayram ediyo :D Hoca bişey söyledi, aşk kelimesinin ışk tan türediğini, Arapça olduğunu söyledi.
Dil anlatımdada letafet-i bahş diye bişey geçiyodu.
Dil anlatımcı bize "sizi harcarım" demişti ve hoca derse girdiğinde ona korkarak baktığımı anlayıp "neden öyle bakıyosun" dediğinde "beni harcamanızdan korkuyorum hocam" dediğimde sınıf kopmuştu.
Durun bağlıycam konuları :D Tam edebiyatçı ışktan aşkın türediğini söylüyo,
"letafet-i aşkınızla bizi harcamanızı temenni etmediğimi ummanızı istiyorum" gibi saçma sapan bi cümle kurma cüretini gösterdim
Ama o ne kopuş
Hoca gözlerini bana dikti, bende
ehi gibi bi ses çıkararak önüme bakıyorum. Sıra arkadaşımla her ders zaten bi krize gireriz, bu sefer sınıf çapında baya kötü oldu :D
Artık İngilizce değil, eski Türkçe konuşma modası başlattım.
Coğrafyacımız gibi Grönland'ı Görenland diye okuyacağım.
Dil anlatımcım beni harcayacak.
Matematikçinin yazdırdığı, cevabı bi sayfayı kaplayan ve sonucu 0 çıkan soruya, bana küfür edilmiş gibi bakmaya devam edeceğim.
Ne kadar yazımı bitirip tekrar okuduğumda bana çok abuk gelsede o kadar yazdım artık bunu koyacağım.
-eceğim -acağım canlarım :D

Tamam sustum ^.^
Nööt: Klasik olarak hangi kitapları okumamı tavsiye ederdiniz? Daha Fakir Baykurt'un Kaplumbağaları okuyacamdaaa, Halil Cibran'ın kitabını alacamdaaa, Peyami Safa'nın kitaba başlayacamdaaa..
Nööt2: Bana önümüzdeki bir yüzyıl boyunca Dostoyevski demeyin. Karamazov Kardeşler sağolsun, tüm Rus eserlerinden ööö geldi yani <_< Adam açıklama yapmıycam demiş, yapmıycağı açıklamayı neden açıklamayacağı 1 sayfa zaten. Bende diyorum bu kitap niye kalın? E tabi, bi soru soruyo karşıdaki, kafandaki herşeyi dökersen olcağı o. Bi Karamazov Kardeşleri'de ben yazıp kitabımı okuyanları Türk klasiklerinden soğutacam

Gereksiz yere, kendime hüzün yapacak birşeyler arıyorum. Kafam dağınık, hemde çok! Toparlamak için ders çalış diyenlere uyup ders çalışıyorum ama sadece bir yığın dağınık elbiseyi bir dolaba kapatma etkisi yaratıyor. Hâlâ toplanması zor düşünceler, yarı unutulmuş sorular, bir kısmı yenmiş, küflenmiş duygular..
Uzun süren bir savaşın ardından yenik düştü kalbim sanki. Hani hep kazanan bendim! Hani bardağın bana ait dolu yarısı! Aa! Yoksa sen mi alıp götürdün beni benden, söyle! Birşey yapmıycam bak söyle.
Gökyüzüne dönüyorum, ben oralardan bir yerden izleniyorum birileri veya bir varlık tarafından çünkü. Kendimi güvende hissediyorum ama sadece gündüz, dışardayken.. Beton tavan, veya yıldızlar birşey ifade etmiyor benim için. Sadece yalnızlık! Gece yalnız, sınıf yalnız, yazılılarım yalnız, ben yalnız, benle beraber olanlarda benim gibi yalnız.
Gökyüzündeki bulutlar.. Küçükken ne çok uğraşırdım onları küçük bir kıza çevirmek için.
"O saçı. Elinde oyuncak bebeği var. Eteği çok güzelmiş. Saçında kurdeleli taç."
Şimdi bulutlara baktığım yok. Baksamda göremiyorum. Ama o konuya giremem, felsefi bir mesele. Tamam benimki uzun eşek felsefesi, adı üstünde felsefe ama benimki ayrı (: .
Bulutlardan devam ediyorum. Eskiden o bulutlara bakınca bir uçurtma görmek beni ne çok mutlu ederdi!
Ne çok isterdim fıskiyeler açılınca ayrılıncaya kadar çığlık atıp genzim tıkanıncaya kadar o fıskiyenin altında ıslanmayı!
Ne çok isterdim o eski taşlı futbol sahasında basketbol oynamayı eskisi gibi..
Ne çok isterdim o uçurtmayı görünce çok mutlu olmayı!
Ne değişti diyorum. Yıllar değiştirebildimi beni? Fotoğraf albümlerine bakıyorum. Aynı ben. Hiçbir değişim yok. Aynı huylar. Aynı karakter. Belki daha büyük, belki daha küçük. Aynı ben ama uçurtma görmek beni heyecanlandırmıyor şimdi. Pollyanna tarafım konuşuyor ordan:
"Aslında o uçurtmayı görebilen gözlerin var senin nin nin nin"
Eski Türk filmlerindeki gibi yankı yaparak çınlıyor kafamda. Eski Türk filmi adı üstünde, eski. Eski"di". Saçmalamaya başlıyorum:
"-di" görülen geçmiş zaman eki. O zaman ben herşeyin farkındayken herşeyim eskidi. Neden engel olamadım ki?!
Dedim ya. Saçmalardan seçmeler.

Bir dönüm noktası bekleyişi içindeyim. Evet, öyle bir olay olacak ki ben tamamen değişcem! Çok mutlu olcam çok!
Ama her sabah başlayan umut, her gece gözüm kapanana dek yavaş yavaş külleniyor. Bunada şükür, ertesi gün tekrar alevlendiriyor birşeyler onu. Belki hayalgücüm. Belki gerçekten olacak birşeyler.. Herneyse.. Bir şekilde avutuyorum kendimi işte. Yoksa zordu, çok zordu işim.
Ne zaman birşeyler kolay oldu ki? Hayatımız bir dizi filmi değil, ya da herkes seçilmiş insan değil!
Anladım. Gerçekmiş içimi acıtan.
Burdan yola çıkarak: Gerçek, uyuz bir kedi. Kedinin gözleri karanlıkta fosforlu yeşil parlıyor. Tırmalıyor kalbini, onu kedi kumunda boğup öldürmeli!
Rume-li = Boğazkesen
Rume-ysa = Kedikesen
Burda gülcektiniz. Bana itafen yapılan esprilerden sadece biri
Psıkolojimin neden bozulduğunu anlamışsınızdır. Ve yazılarımın neden bu kadar ayrı paragraflardan oluştuğunu.
-Çocuklar, serim, düğüm, çözüm bölümüne dikkat edeceksiniz.
-Hocam ben seremem, düzemem, çözemem ama yazarım.
-<_<
<<Önceki Sayfa |1/ 3|