UzUn EşEk FeLsEfEsİ

"Hayal etmek, bilmekten daha önemlidir." Einstein

Sitedeki yazıların tamamı "Nora de Roland" tarafından yazılıp tüm haklı saklıdır.

Akrep ve Yelkovan


"Arkana bakta düşün yeniden..
Gururumuzdu bizi deviren..
İçime dolan tüm korkuları
Denize bıraktım sahilden.."
 
Bitti işte. Bir sıkıntılı dönem daha olacağına vardı, tıpkı diğerlerine olacağı gibi. Kısır döngü hayatımız, her sabah her öğlen her akşam yaptıklarımız, hatta bunları değişik kılma çabalarımız bile monotonlaştı. Aynı gökyüzüne bakmak, aynı havayı solumak, aynı yollardan geçerek gitmek okullarımıza, işlerimize.. Gelecek kaygılarımız, içinde boğulduğumuz korkularımız..
 
***
 
Bir hastane koridorlarında mı aklı başına gelir insanın? Ya da birşeyleri fark etmesi için hep mi zor bir duruma düşmesi gerekir? Mesela sevdiği kişinin aslında bir pislik olduğunu, yakın bildiği arkadaşının başının modelini alıp sürekli çorap örme çabasında olduğunu, ya da yanıbaşından geçen birşeylerin artık değişmesinin imkanı olmadığını.. Herşey televizyonda izlediğimiz diziler gibi mutlu sonla bitmiyor işte! Her hatadan dönülmüyor, her şeyin bedeli bu kadar kolay atlatılmıyor.
 
Hani gözünün önünde kıvranan gerçekler vardır, "bariz." Aslında bilirsin, ama görmezlikten gelirsin. Çünkü sende yara almışsındır o gerçekten, bir daha ellemek istemezsin, yanına varamazsın korkudan. Setler çekersin arana gerçekle, sonra kendi yarattığın tuğladan dünyana kısılırsın.
 
Nedir bu gerçek? Evet, bir dahaki hatanda çakılacağın, bir daha doğrulamayacağın gerçeği mesela. Ya da bugün uykundan feda etmezsen yarına tüm gün mutsuz olacağın gerçeği. Birşeyleri ifade etmez, içinde bırakırsan daha büyük bir şiddet ve basınçla dışarı çıkacağı gerçeği.. Hergün aynaya bakarken arkadan bize gülümseyen herşey kısaca..
 
***
 
Korkularımızın yanında birde "keşkelerimiz" vardır. "Keşke" deriz, daha çalışkan bir öğrenci olsaydım, bu sabah annemin kalbini kırmasaydım, biraz daha hızlı davransaydımda otobüsü kaçırmasaydım, öyle demeseydim..
 
Farkında mısın bilmem ama hayat sana bana çelme takmıyor, o çelmeleri biz oluşturuyoruz! Keşkelerimize, korkularımıza, saplantılarımıza, jöle kıvamındaki duygularımıza ve soğuk mantığımıza takılıyor, düşe kalka yara bereyle donatıyoruz dizlerimizi, bileklerimizi. Sonra suç "hayata, kadere" yükleniyor.. Bilmem hiç sordun mu aynaya bakıp, "ben naptım?" diye. Ya da bu soruya gerçekten kendinde bir kusur bulabildin mi, önemli kısmı orası ya..
 
***
 
Hani dönüşüm muhteşem oldu denir ya, ben bu yazımada kimlerin bakacağını, kimin ne diyeceğini şimdiden kestiriyorum. Bir iki kişi zahmet ederse okur, yorum yazar sonra yine eskir konu, yine umursanmaz Semiramis. Ama beni umursamayanlara bir cevabım olacak artık: Bende sizi umursamıyorum! Böyle takılalım bi süre, ne siz bana laf çarpıtın ne ben size bulaşıyım.
 
 
Ve beni "gerçekten" sevenler için, "I'm back" =)
 
R.C

Bi Kedi Gördüm Sanki!



 
Sabahın bi körü aklımda bi sürü düşünceyle uyandım, ne derdim var bilmiyordum çünkü haftasonuydu, saat 7'ydi ve ben uykuya doyamayan ama en geç uyuyan şahıs olaraktan (: Neyse. Bugün Feyza gacısıyla dışarı çıkcaz diye söyleniyorum, kırmızı ve siyah oje sürmeliyim. Artistik yapcam, annemin aldığı kot etekle o İskoç desenli çorabı giyersem, siyah botlarda olur sanırım, evet evet, şeklinde banyoya gidiyorum. "Umarım Büşra uyuzuyla karşılaşırım da helyumlanırım" şeklinde şeytani bir düşünce eşlik ediyor gülümsememe..
 

 
Hazır evde annem, babam, Hilal üçlüsü yok, bilgisayarı kapattırma, camdan atma tehditleri ve de klavyeme kusulma riski olmadan canım pc mi açabilirim diyorum. Msnde kimse yok, biraz takılıyorum işte, içimde serseri bir his.
 
Aradan bir süre geçiyor, Feyza hanım msne giriyor:
 
-E aksilik yok dimi, çıkıyoz? diyorum, Feyza'nın yengeleri aynı gün doğum yapmış "haydeaaa" çıkamıycaz dışarı. Başka seçeneğim yok, çünkü başka Feyza gibi insanoğlu yok etrafımda (: Azıcık söylenerek [yalan söylemiyim, sayarak söverek :D ] çıkıyorum msnden. Siyah kırmızı ocelerimde boşa gitti. Neyse ben bugün kendi kendime de olsa hava atmalıyım, diyerek evden çıkıyorum.
 

 
O sırada annem arıyor işte kardeşimin kot pantolonu küçük gelmiş ona, gidip değiştirtcekmişiz. Normalde "karnım ağrıyo" ayağına yatıp geri çevireceğim bu teklife atlıyorum, işte şimdi aynadakinden başkalarına da hava atabilirim.
 
Dışarı çıkıyorum, kot pantolonu değiştirterek birazda oyalanarak, ve de o incik cıncıkçıda gördüğüm moşi moşili küpelere hasta olarak geri dönüyorum. Aklımda geometri hocamızın geçen derste bi arkadaşa söylediği söz çınlıyor:
 
-Galemi godummu gafağaaa!
 
Hayır, gülsem ayrı gülmesem ayrı :D Tutamıyorum kendimi, kafayı koyuyorum sıraya, sıra arkadaşımda:
 
-Hocam arada olur ona ööle, diyerek, bi "galemi gafağaa godum muu" tehlikesinden kurtarıyor beni. Hatırladıkça sırıtıyorum, böyle sokakta yürürken kendi kendine sırıtan bi anormal şeklinde. Gidişime yollar, imajıma rockkerlar hasta havasıyla bizim sitenin taşlı yollarına giriyorum. O sırada büyük ihtimal o 5. kattaki tanımlanamaz uzay cisminin annesi olan hatun geliyor karşıdan. Şöööle bi süzüyo beni:
 
-Teyzeeeğ, oğluna selam söööle diyesim geliyo, çünkü kadında bana benim onun oğluna baktığım gibi bakıyo :D Evet, havamı onada atarak apartmana giriyorum.
 

 
Babannemlere gidiyorum, o da çok möhüm günlerinden birine gidiyo, hani şu yaşlı kadınların kek, pasta, börek yaptığı günlerden.
 
-Azıcık görün insan içine çık, diyor. Kendimi uzun süredir inzivaya çekilmiş Saint Teresa gibi hissediyorum. Ezik bir tavırla etrafıma bakınıyorum, o sırada dedem geliyor:
 
-Aman bu kızında çenesi Suna gibi, diyerek Hilal'i gösteriyor.
 

 
Şimdi size Suna, Gazı, Nanı, Güdü gibi kavramları açıklıycam :D Bunlar, dedemlerin köyündeki ya enteresan özellikleriyle deyimleşmiş ya da dedemin hayatında büyük iz bırakmış kişilerdir.
 
Mesela, Kırşehir'de dedemlerin köyde "Suna gibi çenesi çok" demek, "çok konuşuyorsun, hay çenen kopa işşallah"la aynı anlamı taşır. Suna, köyde çok konuşan ve konuşurken nefes bile almayan, konudan konuya atlayan ve kendi konuşurken söze karışan kişiye cırlayan bir hatundur [acı deneyim konuşuyor burda].
 
"Hay Gazı gözün kör olmasın" felsefesi vardır birde. Bunu sadece dedem kullanır çünkü köyde dedemden başka kimsenin Gazı'yla derdi yoktur. Gazı'nın asıl adı Gazi'dir, ama ona hem Gazı derler, hemde kazı der gibi söylerler. Yani "a" yı uzatmazlar.
 
-Gazı vardı, çıkardı, gibisinden :D
 
Bu Gazı, vakti zamanında, dedemle babannem evlenecekken babannemi kaçırma vaadinde bulunan bir adamdır. Bu yüzden Gazı'nın gözü kör olmasın, [dedem bunu babannem onu sinirlendirince söyler] yani keşke Gazı sözünü tutaydı da kaçıraydı, gençliğim yandı bu kadın yüzünden anlamını taşır.
 
"Nanı gibi ağzını ayırma". Nanı, Nani'dir, her ne kadar ismi Avrupai esintiler taşısa da katıksız bir Gırşaharlıdır o. Bir şey söylediğinde, aradaki bağlantıyı tam anlayamamasından kaynaklanacak, ağzını ayırarak bakar ve bu yüzden ağzınızı ayırıp bakarsanız "Nanı gibi bakmış olursunuz."
 
Güdü ise çok enteresan bir kişiliktir, dedemin en küçük kardeşidir, ama aralarında hiçbir ortak huy yoktur, (bence Güdü hastanede karışmıştır. Ya da ebe hanım, doğaüstü güçleriyle Güdü'nün içine şeytan sokmuştur) Güdü ile dedem konuşmaz. Güdü'nün asıl adı Yusuf'tur ama kısa olduğunu her fırsatta yüzüne vurup onu komplekse sokmak isteyen bazı kişilerin çabasıyla adı Güdü'dür, Güdü kalacaktır.
 
Eğer "Güdü gibi..."ile başlayan bir cümleyse onun devamını duymasanızda olur, kesin olumsuz bir şey söyleniyordur (: Güdü, günah keçisi gibim bişey işte.
 

 
O köyden bahsetmeye başlarsam roman olur (: Bu yüzden sözü burda bitiriyor, konuya nerden geldiğime bende şaşırıyor, Nanı gibi ağzımı açıyor, Suna gibi çok konuşuyor ve Gazı gibi gözü kör olarak gidiyorum.
 
Güdü yok (: İyi biriyim ben (:

<<Önceki Sayfa |1/ 2|

Son Yorumlar


Arkadaşlar