Damarlarında kan değil kurşun geziniyordu sanki.
Öylesine ağırdı kolları, bitkin bir şekilde başını uzattı. İsten rengi
grimsi olmuş, sıcak ve küçük bir odadaydı şimdi.
Son hatırladığı bir yangın ve "Oğuzhan" isminde biriydi ama kim olduğu hakkında en ufak bir fikri yoktu.
Düşündü
de.. Son 1 yılda gelişen hiçbir şey hakkında bilgisi yoktu, hafızasının
o kısmı silinmişti sanki. İçeriden yemek kokuları ve Fransızca bir
şarkının sürekli tekrarlanan nakaratı geliyordu:
Voulez-vous coucher avec moi ce soir
Voulez vous coucher avec moi
-Kimse
yok muu? diye seslendi. Hemen ardından içeri, hacmi odayı kaplayan,
üstündeki aşçı önlüğündende anlaşılacağı gibi yemeği pişiren kişi geldi:
-Bon jour Beril! dedi.
-Günaydın.. Siz... Kimsiniz?
-Ben Carla. Tatlım, uzun süredir uyuyorsun, tanışmadık henüz! Ben Pierre'in üvey annesi!
-Pierre?
-Ah.. Doğru.. Sen bilmiyorsunki.. En son hatırladığın şey ne ki?
-Zerrin.. Zerrin teyzem.. O nerde?
-Zerrin mi?! Zerrin..
-Noldu ona?!
-O öldü kızım..
-Ne?!!! Yoo hayır, ölmedi, o ölse hatırlardım..
-Onun ölümünü hatırlamadığın gibi birçok şeyide hatırlamıyorsun. Doktor bunun olabileceğini söyledi.
-Sana neden güveneyim?
-Çünkü
yangından sonra seni sahiplenecek kişi olarak hayatında bir tek ben
kaldım! Annenin öldüğünü anımsıyorsundur umarım, hatırlamıyorsanda
söyleyim, baban seni çok küçükken terk etti, annen intihar etti, Zerrin
teyzende öldü!
Beril'in dünyası daha öncesindende
yıkılmıştı başına ama herşeyin bir anda söylenmesi, damarlarında
gezinen kurşundan daha ağır geldi ona.. Ağır ve yorucu.. Başını
takatsizce yastığına koydu, başını öbür tarafa çevirdi.
-Carla.. Pierre'i anlat bana.. O kim?
Carla uzun süredir aklında olanları toplayarak Beril'e olan biteni, en azından kendi bildiğiyle anlattı.
Ağacı şiddetli bir rüzgar salladı. Bir yaprak düştü nazlı bir edayla, tozlu kaldırım taşlarına..
***
Gözlerini
açtığında karşısında beyaz, soğuk duvarları görenlerde vardı. Koluna
bağlı seruma can sıkıntısıyla baktı, yangını düşündü.. Yangın sonrası
ne olduğu hakkında bir fikri yoktu ve düşünmek istemiyorduda. Sonra
sanki çok önemli birşeyi unutmuş gibi telaşlandı, gülümseyerek içeri
giren hemşireye sorular sormaya başladı:
-Yangından herkes kurtuldu mu?
-Şanslı olanlar.
-Hastalarınızın arasında Beril isimli biri var mıydı? Soyadını bir anda anımsayamadım.
-Evet, vardı diye anımsıyorum. Ama geçen gün bir yakını ile birlikte taburcu oldu.
-Yaa? Adres falan..
-Doktor beyle konuşmam gerek.
-Peki..
Şimdi
Beril'i bulmalıydı. Bulup, artık hastaneden zorunlu olarak çıktıklarına
göre onla beraber olmalıydı. Başka şekilde hayata devam etmek düşüncesi
bile onu karamsarlığa itiyordu.
Düşündü.. Uzun bir
müddet düşündü.. Kadınlardan nefret etmesinin sebebi ilk olarak
"annesiydi". Çünkü annesi onu terk etmişti, bu yüzden kadınlar "terk
ederdi." Sonra Semra herşeyi değiştirdi, varlığı Oğuzhan'ı mutlu
ediyordu. Demekki iyi kadınlarda vardı. Ama sonra Semra'da "terk etti"
onu. Gene genellemelere kayacaktı ki fikri, Beirl çıktı karşısına.
"Beril'in nefes aldığını hissettiği her saniye hayatı iliklerine
dolduruyordu." Böyle karalamıştı defterine en azından. Beril'e duyduğu
sevginin karşılığı bambaşkaydı! Ne kardeş, ne anne, ne arkadaşlık! Bu
"aşk" denilen, tanımı herkese göre değişen o duyguydu işte. Beril bir
ilkti ve Oğuzhan son olmasını istiyordu. Yoksa ne değeri kalırdı ki
yaşananların?
Hemşire tekrar odaya girdi:
-Oğuzhan
bey, burdaki dosyadan edindiğimiz bilgilere göre Beril hanımın
hastaneden arkadaşıymışsınız. Beril hanımı, teyzesi olduğunu söyleyen
bir kadın götürmüş.
-Zerrin mi?
-Hayır. Carla diye birisi.
-Carla mı?
-Evet. Üvey teyzesiymiş, pardon.
-Carla..
-Onu Utku Sokak, 13. Nolu Çınar Apartmanın 18. dairesine götürmüş. En azından verdiği bilgiler bu yönde.
-Başka arayanı soranı yok muydu?
-Hayır.. Annesi ölmüş, babası uzun süre önce gitmiş.
-Beni.. Beni arayan oldu mu?
-Üzgünüm ama hayır.. Sanırım.. Yangından haberleri yoktu.
Camdan
dışarı baktı. Rüzgar, ince gövdeli ağaçları acımasızca hırpalıyordu.
Tıpkı hayatın onu hırpaladığı gibi. Beril'i de mi "terk edenler"
listesine yazacaktı? Peşinden mi gitmeliydi yoksa?
Bir arayışa daha güç bulamayacağını düşündü.
Ama sonra Beril canlandı gözlerinin önünde. Kim bilir o nasıldı şimdi?
Bir fırtına başka bir yaprağı düşürdü sessizce..
