UzUn EşEk FeLsEfEsİ

"Hayal etmek, bilmekten daha önemlidir." Einstein

Sitedeki yazıların tamamı "Nora de Roland" tarafından yazılıp tüm haklı saklıdır.

:)(:


Tavanı kristal avizelerle kaplı, her taraf "ben pahalıyım, beni şu kadar paraya aldılar, sahibim ne kadar zevkli değil mi?" dercesine sırıtan eşyalarla kaplı, geniş bir salona girdim. "Converse"ler pek yakışmıyordu bu şatafatlı insan kalabalığının arasına karışmaya, çekingen, küçük adımlarla en yakınımdaki koltuğa yerleştim. Sıkılarak, montumun cebinin delik olduğunu fark ettim, küçük "puccalı" not defterim montun içine kaçmıştı. Biraz uğraştan sonra yavaşça çıkardım, kalemide eldivenimin içine sokarak etrafımı gözlemlemeye başladım.

Kahkahayla gülen bir grup kadın vardı köşede. Özenle, kuaförde bilmem kaç saat harcanarak yapılmış saçlar, makyajlar, yok şu marka yok bu marka kıyafetler. Ortak özellikleri, hepsi şişmandı, hepside yemeklerden konuşuyorlardı. Arada bir annemin tarafa bakıyor, kaş göz işaretiyle "hadiii" demeye çalışıyordum ama her zamanki gibi işine gelmediği için anlamamazlıktan geliyordu. Bende yazı yazmaya başladım, oturduğum koltuğun yanındaki genç bir kadında yazdıklarımı okumaya başladı.

"Ve meraklı gözler karıştı araya.." diye yazdığım satırı alınmış olacak, gülümseyerek önüne döndü. Nedense bu insanlar arasında hiç rahat değildim, aldırış etmeden, kafamıda kaldırmadan devam ettim yazmaya.

-Duydun mu? bizim doktor bilmem ne beyle bilmem ne evlenmiş.

-yaa.. Geçen arabasını çaldılardı. Teybini falan çalıp Etlik'e bırakıvermişler.

-Sen o kitabı okudun mu?

-Bende duydum, o yazarın 5-6 kitabı var.

-Çok şık olmuşsun şekerim!

gibisinden bir sürü vıcık vıcık, yapmacık sözler.. Yapmacık kahkahalar. Annemin yaş grubundan bekleyebileceğim birşeyde yoktu zaten, arka fondan klasik müzik geliyordu.

"Zihin açar" denilen ve aslında benimde çok sevdiğim parçalar, mideme kramp şeklinde saplanmaya başladı. Kulaklığımı takıp, etrafımdan soyutlanmak için bildiğim en iyi ve kolay yolu denedim. Klasik müzik ve sahte kahkaha karışımına metal parça cızırtıları da girdi. Yılların karışımı senfonisi..

O sırada salona biri daha girdi, koyu renkli saçları dikkatimi çekmiş olmalıydı. Bir baktım, kıyafetleri ve saçı benimkilerinin aynısı. Yüzünü görmek için sabırsızlanıyordum, ama o aldırış etmeden, elleri ceplerinde etrafı süzüyordu. Sonra bana döndü ve benimkiler gibi onun gözleride faltaşı oldu. Koşarak yanıma geldi, kaçmam gerektiğini düşündüm bir hisle, olduğum yerden kalkıp koşmaya başladım. İnce ve kısa olmam fırsattı ama peşimden koşan kızın tıpkımın aynısı olduğu düşünülürse adil şartlarda yarışıyorduk.

Garip olanı, ne kızın peşimden koşuşu, ne benim kaçışım kimsenin dikkatini çekmemişti. Sanki insanların içinden geçerek koşuyorduk. Kendimi kapısı kapanmış, içerden ateri oyunu sesleri gelen bir odaya attım. Sonradan "yaşıtlarımın" nerede toplandığı anladım ama ilgilenecek vaktim yoktu, peşimde bir klonum vardı ve korkuyordum. Gözlerini bana dikti odadakiler,

-Arkamda bi kız var. Kapıyı zorluyor yardım eder misiniz? dedim. Aldırmaz ve beni deli yerine koyan bir gülüşle oyunlarına devam ettiler. Kapıyı tekmeleyip bağırıyordu arkadaki, seside benimkinin aynısıydı:

-Aç şu kapıyı!!

Benim yardım çağrıma cevap vermeyen sarışın ukala çocuk kalkıp beni kapının önünden iterek, klonumu içeri aldı. Sonra ne benim aynısı olduğuna ne de neden kovaladığına dikkat edip kanepesine oturdu.

-Şşşt! Sen!!

Kızdan tarafa bakmamaya çalışıyordum o da ısrarla bana sesleniyordu.

-Bana baksana!

Gözlerimi tavana dikip beklemeye başladım. Kız yavaşça gelip elini alnıma koydu, ateşimi ölçer gibi. Bir anda her tarafın karardığını hissettim.

***

Tavanı kristalden avizelerle kaplı, büyük ihtimal altın düşkünü, zevksiz bir ev sahibesinin eseri olan salona tiksinen bakışlarla girdim. Kalabalıktan annemi seçtim ilk bakışta, bana bakıp gülümsedi sonra başka bir köşeye döndü, kaş göz işaretleriyle konuşuyordu. Yan tarafımdaki şişman kadın topluluğunda annemin arkadaşı Safiye teyzeyi görmüştüm, yanına gittim işte, konuştukları gene yemekti.

Klasik müzik geliyordu fondan.. Sonra cızırtı şeklinde bir metal müzik geldi kulağıma. Döndüğümde bana şaşkınlıkla bakan, tıpkımın aynısı bir kız gördüm. Yanına gidecektim ki koşarak kaçmaya başladı, dışardan pek büyük görünmeyen bu yerin labirent gibi odalarını geçtikten sonra kapalı bir odaya girdi. Tekmeleyerek içeri girdim..


Kendi içinde şizofren.. R.C

01.12.07 - 17


-Bunu da bavula koyuyum mu anne?
 
-Hiçbir şey bırakma.
 
Carla aileyi telaşa vermişti, herkes haciz gelecek sanıyordu ve sözde memurlar gelmeden önce kaçacaklardı. Bahane saçma gelmişti Beril'e. Memurlar böyle bir ihtimali düşünemez miydi ki? Hem Carla büyük eşyaları almıyordu, o zaman ne anlamı vardı kaçmalarının? Haciz memurları zaten onlarıda alarak borçların bir kısmını ödeyemez miydi? Ama itiraz etmedi. Sadece hafızasının, anılarının nerdeyse hepsini orada kaybettiği için, hatırlamadan gitmek sızlatıyordu içini. Birkaç gözyaşı düştü eline, Carla bunu görünce onunda gözleri doldu. Ama yapacak birşey yoktu. Gitmelilerdi. Çabucak gitmelilerdi.
 
***
 
-Günaydın!
 
-Günaydın Elif! Kahve içmek için geldim.
 
-Şaşırttın beni, burası bir kafe ve kahve için geldin.
 
Oğuzhan birşey söylemeden oturdu, nihayet cesaretini toplamıştı ve kararlıydı, Beril'in yanına gidecekti. Garip olanı, Carla bir türlü telefonunu açmıyordu. Hep kapalıydı. "Neyse..dedi. Yaşlılıktan unutmuştur." Elif özenle hazırlanmış kahveyi elleri titreyerek götürürken Oğuzhan'ın yüzündeki heyecanı görmüştü.
 
-Pek mutlusun bugün. Hayırdır?
 
-Sana bahsettiğim bir kız vardı ya..
 
-Hı.. Beril.. gözlerini devirdi fark ettirmeden.
 
-Evet. Bugün onun yanına gitmeye karar verdim.
 
-Ama.. Hafıza kaybı diyordun.
 
-Düzeldiğini umuyorum.
 
-Ya düzelmediyse?
 
-Sende felaket habercisi gibisin.
 
Alınmıştı Elif. Oğuzhan anladı, gülümseyerek elini Elif'in titreyen elinin üstüne koydu:
 
-Şaka yaptım. Heyecanlıyım biraz. Neyse kahvede bitti, hesabı ödeyip gitmeliyim. Bir an önce..
 
Oğuzhan elini çekerken Elif'inde gözleri dolmuştu. Oğuzhan hızlıca kafenin karşısındaki apartmana ilerledi. Sinirli gözlerle baktı ardından Elif. Boş fincanı götürürken etrafını görmüyordu bile. Yaşlı teyzesi ona döndü, Elif'e birşeyler söyleyecekti ama biliyordu Elif. Bir kelime bile söylese oturup ağlayacaktı.
 
Sessizce kafenin nemli kilerine girdi, kapıyı kilitledi. Başını ellerinin arasına koyarak ağlamaya başladı.
 
***
 
Kapıyı kaç kez vurduğunu düşündü. 8-9? Tekrar hızlıca vurdu. Karşı komşu rahatsız olmuş olacakki meraklı bir baş çıktı kapı aralığından.
 
-Noldu evladım, alacaklı gibi dadandın kapının başına?
 
-Teyze bu evde Carla diye biri olması gerekti..
 
-Hıı. Ama onlar 2 hafta önce gitti.
 
Bakakaldı Oğuzhan.
 
-Gi... Gitti derken.. Tatile falan mı?
 
-Hayır evladım, taşındılar.

<<Önceki Sayfa |1/ 15|Sonraki Sayfa>>

Son Yorumlar


Arkadaşlar